validebağ korusu etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
validebağ korusu etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

20 Ekim 2014 Pazartesi

Validebağ Korusu'nda Olup Bitenler ve Son 1 Senenin Özeti

Herkese merhaba,

En son yazımızın üzerinden epey bir zaman geçmiş, buna koruda yaşananlar ve yaşatılanlar da eklenince oldukça konunun birikmesi de eklenince iyice birikmiş desek yanlış olmaz.

Geçen senelerde kurmuştuk bu sayfayı. O zamanlar sadece bireysel düşüncelerimizin ve hedeflerimizin açıklanması ve koru için neler yaptığımızı anlatmak için yazılar yayımlıyorduk. Zamanla gördük ki, insanlar gelip geçtikçe ufak da olsa bilgilenmeye ve bilinçlenmeye başlamış. Elbette ki ufak çaplı tartışmalar gereksiz ancak herkesin ortak noktası Koruyu Korumak olmuş neticesinde. Bizler de geçmişte yapılan tartışmaları ve kızgınlıkları bir kenara bıraktık ve topyekün yapılan etkinliklere, bilgilendirmelere ve direnişlere katıldık ve katılmaya devam ediyoruz. Bu yazıya da aslında geçmiş bir senenin özetini anlatarak başlamanın daha uygun olacağını düşündük.

2013 yılının Eylül aylarıydı. Çok sevdiğim bir arkadaşımın, eşimin, hayat dostumun annesini kaybedeli yalnızca aylar olmuştu. Kendisi bir Acıbadem ve Validebağ aşığı bir insan olarak, aynı zamanda yıllarımızın, çocukluk ve gençliğimizin geçmiş olduğu Validebağ Korusu'na bir vefa borcu göstermek istedik ve koruyu korumak için küçük çapta harekete geçtik. Bunun için öncelikle mahalleli halk ile konuşmalar yaptık, koruda bir araya geldik. Merhumun en sevdiği şeylerden doğayı, yeşili burnumuzun dibinde varken yok olmaktan ve terkedilmişlikten korumak için kendi çapımızda temizliğe giriştik. İlk olarak koruda uzun yıllardır bulunan ve yakınlardaki Çamlıca Konakları'ndan defalarca kez bırakılan çöpleri temizledik. Bunu yaparken de şu anda gündemde olan ve koruyu gündemden hiç düşürmemeye çalışan Validebağ Gönüllüleri üyeleri ile karşılaştık. Onların fikirlerini ve yapmaya çalıştıklarını dinledik. Yeri geldi aynı fikirde olduk, yeri geldi tartıştık, farklı pencerelerden baktık ancak ortak nokta yine Koru'yu korumak oldu. Daha sonrasında çöplerden temizlediğimiz alanları yeşillendirdik. Profesyonel peyzaj uzmanları olmasak da, kendimizce bulunduğumuz bölgeleri ağaçlandırdık ve hem çöplerden, hem farelerden, kimi zaman ölü evcil hayvanların uğrak mezarlarından kurtardık ve gelen geçen herkesten olumlu geribildirimler aldık. Kısa bir zamanda bize olumlu geri dönüşler sağlayan kişiler de bizlere destek oldu, ağaçlandırma eylemlerimiz bir iki derken 3 ayda 100 ağaç dikimine ulaştı. Zaman zaman eleştiriler aldık Validebağ Gönüllüleri' nden. Kendileriyle zamanla ayrışan kişilerle de görüştük, ancak ne kadar fikir ayrılığına düşsek de, bu gönüllülerin yaklaşık 16 yıldır Koru' yu özenle koruduklarını, dış güçler ve rant sağlamak isteyenlere karşı hem yasal, hem de toplumsal manada direndiklerinin bilincine vardık.

Gel gelelim zaman ilerledi. Ülkemizin ıçinden çıkılmaz siyaseti bir kez daha ve daha sertçe yeşil alanlara elini uzattı, ancak bu sefer ellerinden kalemleri değil, kazma kürekleri vardı. Artık zaman, sesimizi daha çok yükseltmenin zamanıydı. Bu paylaştığımız zamanlarda, kendisine fazlasıyla güvenen ancak bağlı bulunduğu siyasal iktidarın gücünden kuvvet alan, o olmadıkça sesini kimseye duyuramayan birisi ortaya çıktı. Üsküdar'ı çok iyi bildiğini iddia ederek, kendisinden başka kimsenin bunu anlamadığını ve Üsküdar' a değer verecek kimsenin olmadığını zannederek (ya da öyle olduğuna milleti inandırmaya çalışarak) birtakım icraat ve projelere girişti. Bu kişi, o zaman aday olan, şimdilerde ise Üsküdar Belediye Başkanı olan Hilmi Türkmen' den başkası değildi. Kendisi, öncelikle korudan övgüyle bahsederek buranın daha çok değerlendirilmesi ve korunması gerektiği konusunda ağzımıza bal çaldı. Daha sonrasında koruya yeni ağaçlar getireceğini, koruda var olduğunu düşündüğü ancak hiçbir zaman varlığının kanıtlanamadığı; fuhuş yapılması, tinercilerin yuvalanması, çöp ve kanalizasyon yığınların varlığı gibi çokça saçma sapan nedenlerde korunun elden geçirilmesinden bahsetti. Hatta daha da ileri giderek Validebağ Korusu' nun Londra'daki Hyde Park'a benzetileceğini ve onun gibi olacağını iddia etti. Elbette biliyoruz ki Hyde Park denilen alan, son yüzyılda yaratılan ve Prenses Diana tarafından elden geçirilerek hayır amacıyla yapılan bir alan ve çok da iyi korunan, bol yeşillikli ve gezme alanlarından ibaret olan bir yerden fazlası değildir. Gidenler bilirler. Hyde Park' da yeşilden çok hiçbir şey yoktur. Ne amfitiyatro, ne açıkhava sineması, ne de devasa göletler. Hyde Park'da var olan irili ufaklı akarsular vardır ki bu akarsularda sadece kuğular, ördekler ve kazlar yaşar. Etrafında da sadece oturacaj şezlonglar ve yürüyüş yolları vardır. Ortasından geçen hiçbir yol ya da farklı yapı yoktur. Bu Hilmi Türkmen denilen kişi, kiminle görüşüp karar aldı bilinmez, korunun içerisine amfitiyatrodan açıkhava sinemasına, gözetleme kulelerinden dev bir gölete, açıkhava eğlence yerlerine onlarca yapı sokma hevesine girişti. Kendi hesabına göreyse tek bir çimento kullanılmadan oluşacak yapılar! Buna inanmanın gülünçlüğü bir yana, birçok insan böylesine projelerle korunun "orman" statüsünden uzaklaşarak şehirler içerisinde kalan küçük parkçıklara dönüşeceği endişesini taşıdılar ve bu endişe günümüzde daha ciddi boyutlara ulaşmıştır. Koru, 30 Mart seçimleri sonrasında yerel belediyenin gücünü sınayabileceği, aldığı siyasal gücü kullanabileceği ve bunu yaparken de etrafında yaşayan binlerce insanın fikirlerini ve muhalefetini görmezden gelebileceği bir anlayışsızlığa dönüşmüştür. Yaz ortasında koru, 2 yıldır Milli Eğitim ve Milli Emlak Müdürlüğü'nden tahsisini istediği İstanbul Büyükşehir Belediyesi'ne 2 yıllığına tahsis edilmiş, Üsküdar Belediye Başkanı Türkmen ise koruda yapılacak olan projenin 2 sene içerisinde bitirilmesi gerektiğini açıklamıştı. Bu da demek oluyor ki koruda 2 sene içerisinde muhtemel bir faaliyet ve yıkımın olacağıdır. Bundan dolayı son birkaç aydır da koruda birtakım yan faaliyetlere girişilmiş ve koruya yapılması planlanan genel yıkım ve katliama adeta "ben geliyorum" demeye başlanmıştır.

Koruya ilk dozer yakın zamanlarda girmemişti. 2006 kışında bir gecede koruda "Kros Şampiyonası" yalanı altında onlarca km yol dozerlerle açılmıştı. Yollara binlerce m3 kum ve çakıl dökülmüş, korunun belli kısımlarına da altına misinalarla serili çimler yapılmıştı. Bunu da yaparken koruya ilgili makamlar 10 yıllık tahsis vermişti Belediyeye. O tahsis uzun yıllar süren hukuk mücadeleleri sonunda iptal edilmişti ancak aradan geçen senelerde koru, ciddi hasara uğramıştı. Bu sene de yapılmak istenen de tam olarak bu olmaktadır. 2009 yılından bu yana restorasyon adı altında düğün salonuna çevrilen Adile Sultan Kasrı ve çevresi, adeta mermer bloklara dönüşmüştür. Üsküdar Belediyesi, Evlendirme Dairesi'nin alanının küçüklüğünden rahatsız olmuş ki, bu alan düğün alanı haline gelmiş, kasrın dışında bulunan küçük otopark ise kendisinden kat be kat büyütülerek hizmete hazır hale getirilmişti. Taa ki bu olaylar gündeme oturana dek. Validebağ Gönüllüleri ve koruyu seven herkesin çabalarıyla otopark üzerinde yapılması istenen yıkımın bir nebze önüne geçildi. Ağaçlar dikildi, can suları verildi. Ama belediye bununla da yetinmedi. Korunun içerisinde yıllardır duran ve kaçak olduğu tartışmaları içerisinde yer alan İzci Evi Çadırı da bir gece ansızın yıkıldı ve bulunan yere beton kalıplar kondu. Gönüllüler yine sahnedeydi ve beton kalıplar yıkıldı tepkilerle. Şimdilerde ise yepyeni bir faaliyet daha yapılmak isteniyor. 2012 yılında korunun güney doğu tarafında bulunan; zamanında korudan koparılarak belirli kişilere peşkeş çekilerek içerisindeki onlarca ağacın kesilerek yapıldığın Çamlıca Konakları ve Ata Konakları arasında kalan 1 dönümlük yeşil arazi İstanbul Büyükşehir Belediyesi Meclisi tarafından "dini tesis" alanı haline getirildi. Tıpkı Beylikdüzü Alkent 2000 sitesinin yanı başında bulunan ve zamanında bu yeşil alanın da "dini tesis" alanı haline getirilerek onlarca çam ağacının bir gecede kesilerek yok edilmesi gibi. Ancak burada da gönüllüler ve doğa severler tarafından direnişle; daha yumuşak bir ifadeyle korumakla karşılaştılar. Son bir haftadır bununla yatıp bununla kalkıyoruz. Açılan 5 davadan 3'ünde bilirkişi, etrafta 3 cami olduğundan dolayı yeni camiye gerek yok şerhi koymasına rağmen, zamanla koruya dışarıdan getirdikleri kişileri burada camiye ihtiyaç var algısı yaratmaya çalışmaları gibi saçma sapan şeylerle insanları oyalamaya ve yıldırmaya çalışmaktadırlar.

Koruyu seven ve korumak adına eylemler yapan, imzalar toplayan, sesini yükselterek duyurmaya çalışan herkesten birileri olarak bizler, koruyu korumak ve koruyu kendilerinin parasal çıkarları için kullanma yoluna gidenleri engel olmak ve karşılarında her zaman durmak zorundayız. Bunu da yaparken sadece korumak değil, bilinçli olarak korumak ve bilmeyenlere de bu bilinci aşılamak durumundayız ve sonuna kadar da mücadeleye devam edeceğiz. Bu son bir sene özellikle bizlere bunun daha çok gerekli olduğunu bizlere fazlasıyla gösterdi. Neden mi?

* Koru, içerisinde sadece sayıları binleri bulan ağaç toplulukları, ya da ormanın küçüğü şeklinde daraltılmış anlama sahip yerlerden değildir. Koru, içerisinde ağaçlardan başka, insanları, kuşları, böcekleri, çiçekleri ve doğayı barındıran, bizlere hayat veren ve zor zamanlarda bizlere sığınacak yer veren alanlardır.

* Validebağ Korusu, sanılanın aksine insan eliyle ağaçlandırılan ve bu nedenle yapay görünüme sahip bir yer değildir ve hiçbir zaman da öyle olmamıştır. Koruda kendiliğinden yetişen ve yaşları yaklaşık 150 ila 400 olan onlarca meşe, sedir ve sakız ağaçları bulunmaktadır.  Bunları yaklaşık 150 yıllık olan sahil çamları, toros sedirleri, defne, ıhlamur ve meyve ağaçları izlemektedir.

* Koru'da Atatürk'ün emriyle yapılan Öğretmenler Huzurevi ve Verem Hastaları için yapılmış Sanatoryum bulunmakta olup, bu merkezler, Eski Koşuyolu Kalp Hastanesi ve Heybeliada Sanatoryumu' nun kardeşlerinden olmaktadır. Çevresinde oksijen artırıcı sedir, çam ve meşeler sıklıkla bulunmaktadır ve zamanında burada yatan hastaların beslenmesi için ahırlar ve ağıllar bulunmaktadır. Bu ahırların ve ağılların büyük bir çoğunluğu zamanında siyasal iktidarlar tarafından önemi anlaşılamamış ve yok edilmişlerdir.

* Koru içerisinde bulunan Adile Sultan Kasrı ve Abdülaziz Av Köşkü, korunmaya değer anıtsal yapılar olup etrafında bulunan müştemilatlar dahil korunun ve dolayısıyla tarihin malıdır, devletin ya da siyasal güçlerin değildir. Bu yapıların mutlak suretle korunmalıdır.

* Koru, yüzlerce kuş türüne her yıl ev sahipliği yapmakta, genellikle her sene göçmen kuşların uğrak alanı olmaktadır. Son yıllarda Kuzey Ormanları'nda yapılan tahribat ve artan şehirleşme sonucu kuşlar koruya inememekte ve yollarına devam etmekte, konaklama yapamadıklarından bitkin düşerek telef olmaktadırlar. Bunun dışında koruda yaşayan yaklaşık 100'den fazla kuş türü bulunmaktadır. Sincaplar, kirpiler, ağaçkakanlar, papağanlar her gün insanlara selam vermekte ve birlikte yaşamaya uyum sağlamışlardır.

* Koru'da bizler gibi doğayı seven birçok insan, koruda ağaçlandırma çalışması yapmışlar ve yapmaktadırlar. İlk zamanlarda yapılan çalışmalar dışında korunun belirli bölümlerinin göçmen kuşların konak alanı olduğundan ağaçlandırma ya da ot temizliği yapılmaması gerekmektedir çünkü koruya özgü ağaçlardan farklı ağaçlar dikmek ya da koruda bulunan yabani otları temizlemek koruda yaşayan canlıların yaşamına da zarar vermektedir. Koruda çıkabilecek olası yangınlar koruya zarar verebilecektir. Bu nedenle yangına dayanıklı ağaçlar dikilmeli, belli alanlar da insandan arındırılarak doğaya bırakılmalıdır.

Ayrıca Validebağ Korusu'nun 354 dönüm (yaklaşık 35 hektar) olduğunun hatırlatmamız ve korudaki her alanın aynı özenle korunması gerekmektedir. Her gün binlerce insanın ziyaret ettiği koruda zaman zaman çöplerin arttığını gözlemlemekteyiz. Bu da koruya insan zararının ciddi boyutlarda olabileceğinin açıkça kanıtıdır. Koruda çoğunlukla gönüllülerin yaptığı çöp temizliği dışında hepimizin ortak bilinçle çöp atmaması ve çöpleri çöp kutularına atmamız gerektiğini, sigara izmaritlerinin doğaya atılmaması, koruda alkol tüketimi yapılmaması ve içki şişelerinin koruya bırakılmaması gerekmektedir. Bunları yaptıkça ancak koruyu gelecek kuşaklara bırakabileceğimizi unutmamalıyız.

Son olarak, bu 1 sene içerisinde seviniyorum ki, koruyu seven, onu korumak ve kollamak için çalışan insan sayısında ciddi artışlar görünmektedir. Ancak sayımız ne yazık ki artmak durumundadır. Bunun için daha çok koruyu ziyaret etmeli, kötü emellerin neler yapmak istediklerini mutlak suretle görmeli ve buna uygun davranışlarda bulunulması gerekmektedir. Unutmayalım ki korudan her ne amaçla olsun gelen geçenin koruda bir anısı, bir ayak izi kesinlikle kalmaktadır ve bu her kişi, buna göre koruya duyarılık göstermek mecburiyetindedir.

Gelecek yazımızda hava güzel olursa geçen yıl diktiğimiz fidanların da fotoğraflarını sizlerle paylaşacağız. Görüşmek üzere. Doğayla kalın. Koruyu Koruyun!

Koruyu Korumakta Katkısı Olanlar: 

Meşe Palamudu, Validebağ Gönüllüleri Web Sayfası

17 Ekim 2013 Perşembe

Neler Yapmışız ve Neler Yapıyoruz? (Eylül-Ekim 2013)

Herkese merhaba,

Bir önceki yazımızda koru için yapmaya çalıştığımız veya yaptığımız çalışmaların ana hatlarını anlatmıştık. Bu yazıda ise koruya ilk adımımızı attığımızdan beri -yanlış anlaşılmasın biz korunun onyıllardır sakiniyiz, hepimiz koruda büyüdük, koru etrafındaki evlerde yaşıyoruz :), neler yaptığımızı, dünden bugüne nelerin değiştiğini fotoğraflarla anlatmaya çalışacağız.

İlk olarak Eylül ayına kadar korunun değişik yerlerinde daha önceleri dikilmiş fidanlara ot temizliği ve sulama etkinlikleri gerçekleştirdik. Bu fidanlar genel olarak validebağ korusunun içinden geçen derenin Altunizade'ye bakan bölümünde yer alıyorlardı. Yaklaşık 500 lt. su kullanarak ve 10 günümüzü harcayarak sıcak yaz günlerinde bir nebze olsun fidanların imdadına yetişmeye çalıştık ama bir o kadar yardıma muhtaç fidan grupları da vardı etrafta. Onlara ne yazık ki gücümüz yetmedi, neyse ki bizim tükendiğimiz anda Allah yetişti ve yağmurlar getirdi, biraz olsun içimize su serpti.

Korunun Acıbadem girişinde; aslında aktivitelerimizin başında yer alıyordu, ciddi bir pislik ve çöp birikintisi vardı. Bunların büyük bir çoğunluğunu yıllanmış çöpler, zaman zaman içki içenlerin bira şişeleri, yakındaki Çamlıca Konakları'nın artık çöpleri ve koruya gereksiz yere atılan, aynı zamanda hayvanları da hasta edecek nitelikte kuru ekmekler oluşturuyordu.

Buradan belirtelim; gelişigüzel atılan koskoca ekmekler hayvanlar tarafından yenilmemekte, aksine fareler ve bilimum böceklerin üreme alanı haline gelmektedir. Lütfen koruya ekmek vb. şeyler getirmeyiniz!

İlk olarak yaklaşık 5 kişilik grupla beraber bu alanın komple temizliğine başladık. Çalışmalarımıza yine bir iki tiz sesle engel olmaya çalıştılar. Nedeni ise çok basit ve anlamsızcaydı. Efendim kuşlar geliyormuş, besleniyorlarmış. Yahu Allah aşkına, hangi kuş çöpten pislikten karnını doyurabilir? Tam tersine fareleri getirerek kuşları kaçırmaktan başka işe yaramamaktadır çöpler!

Çalışmalarımızda yorulduğumuzda, yetmediğimiz anda ise imdadımıza Üsküdar Belediyesi koştu. Uzunca süre yazıştık, aradık, yardım istedik ama kırmadılar sonunda. 2 günde komple otlardan ve çöplerden arındırılmış oldu koru. Üstelik bir kamyon toprak da getirdiler temiz olarak. Teşekkür ediyoruz kendilerine...


Bu alan eski The Marmara Residence'ına bakan alan. Kendiliğinden yetişen meşe, ceviz ve ayva ağaçlarını yabani ot ve mantarlardan kurtardık.


Yukarıdaki fotoğrafta koruya getirilen temiz toprağın serilmiş hali görülüyor. Otlardan temizlenmiş, yeşillenmeye hazır.

Burada da Neşe Hanım(solda) çeşitli asetatlarla oluşturduğu yazıları korunun değişik yerlerine asıyor. Bizler de yardımcı oluyoruz. Bu fotoğraftaki otların birçoğu da toplanarak temizlendi.

Bu alana insanların oluşturduğu patikayı kapatmak için ağaçlandırma çalışması gerçekleştirdik. Fotoğrafta belli değil ama yaklaşık 15 fidan var. İçlerinde ceviz, meşe, fıstıkçamı, kızılçam, defne, erik, ayva ve leylandi fidanları bulunuyor.

Koruya ağaç dikim etkinliğinde. Eşim, amcam ve yakın arkadaşım bizlerle...

Ağaö dikimi esnasında...


Korumuza katılan yeni fidanlar. Oldukça yeniler ve sevimliler. Sulanmaya ve sevilmeye ihtiyaçları var. Umarım bahtları açık olur.

Ailemize katılan yeni üyemiz. Korunun sakinlerinden leylandi...

Korunun yeni sakinlerinden fıstıkçamı...


Korunun en tatlı üyelerinden. Yapraklarını dökmeyen meşedir kendisi. Hiç böyle bir meşe türü duydunuz mu acaba ? :)

Koru ile ilgili yaptığımız çalışmaların devamı ilerleyen günlerde gelecek. Merak etmeyin birçoğunu yaptık, eklemesi ve haberini yapması kaldı. Sevgiler.

18 Eylül 2013 Çarşamba

Orman Bizim, Doğa Bizim, Validebağ Korusu Hepimizin

Merhaba sevgili doğa dostları,

Malumunuz şu son zamanlarda yeşil ve doğa üzerine pek de hoşumuza gitmeyen, zaman zaman içimizin acıdığı zamanlar geçiriyoruz. Geçirdiğimiz yaz ayları hem orman yangınları açısından kaybın çok olduğu, hem de mevcut hükümetin uyguladığı yeşil alan politikaları sebebiyle ülkemizin yeşil örtüsünün gün geçtikçe kaybolduğunu yaşadığımız dönemdi ne yazık ki. Uygulanan yanlış çevre politikaları çoktan meyvesini vermişken (HES projeleri, kuruyan dereler, göller vb.)  bir de üstüne üstlük başbakanımızın çevreciler ile ilgili sarfettiği sözler de epey konuşuldu bu dönemde. Peki bu kadar çevre politikaları var olan orman dokusuna, yeşil alanlarımıza nasıl bir etkide bulundu. Basit bir örnekle açıklanabilir.

Ülkemizde 2013 senesinin 9 aylık periyodunda her gün ortalama 40'dan fazla orman yangını çıkmıştır. Bu sayı ortalama dışında tutulursa yaz aylarında gün başına 90'a kadar çıkmaktadır. Öyle ki küresel ısınma zaten yetiyorken, bir de insanoğlunun yarattığı zararı düşünürsek kaybettiğimiz ormanların insanlığa çıkardığı fatura boyumuzu fazlasıyla aşmaktadır. Neyse, çıkan orman yangınları sonucu 10 binlerce hektar ormanlık alanımız tahrip olmuştur. Gelin bundan sonra neler oluyor, süreç nasıl işliyor. Orman yangını olduktan sonra Orman Bölge Müdürlükleri bağlı bulundukları yerlerdeki işletme şeflikleri aracılığıyla yanan ağaçları keserek nerdeyse kesilen ağaçları kerestecilere satarak kendilerine sermaye çıkarmaktadırlar. Daha sonra bom boş kalan arazilere boyları 5 ila 10 cm uzunluğunda fideler dikmekte ve bunları da "yanan alanları ivedilikle ağaçlandırdık" şeklinde yüreklere su serpmeye çalışan açıklamalarla kapatmaya uğraşmaktadırlar. Ancak gelin görün ki yanan orman örtüsü kendini zaten yeniler, burada esas olan şudur, yanan orman 2 saat gibi kısa bir sürede yanarken, bu alanların yeniden yeşermesi için ortalama 7 sene geçmesi gerekmektedir. Bir de ayrıca dikilen fidelerin sulanmaması ve doğal tehlikelere karşı savunmasız bırakılması da bu sürece fire verdirmektedir.

Böylesine can yakıcı hadiseler yaşarken, ülkemizin orman dokusu azalırken, ülkemizin başbakanı canlı yayında doğa severlere şu eleştiriyi yöneltiyor. "Yol değil orman istiyoruz diyorlar, o zaman ben de diyorum ki gidin ormanda yaşayın. Yol medeniyettir, gerekirse yapılacaktır, rabbim dur diyene kadar da yapacağız. Orman zaten çok." Bu açıklamalar zaten çevre konusunda sıfırı çeken hükümetin pek de konuya bütünlemeden bile geçemediğini göstermektedir. Ülkenin başbakanı açık seçik doğayı korumaya çalışanları ötekileştirmiş, onların fikirlerini kendi çıkarları uğruna adeta görmezden gelmiştir. Öyle ki başbakanın konvoyu üzerinde ellerinde pankart taşıyan 2 kadın doğasevere polis etten duvar örmüş, hatta başbakan yazılan dövizleri görmesin diye protestocuların önüne polis aracı getirilmiştir. İlahi adalet ya, başbakana yazdıklarını gösterebilmeyi başarmışlardır bu doğasever dostlarımız. Ama denir ya, "Nato mermer Nato kafa" Ne söylesen uslanmaz demişler. Yine yaptığı konuşmasında çevreyi unutturan, üstüne hala dini siyasete alet etmeye çalışan bir başbakanımız olduğunu hatırlatır biçimde konuşmasına devam etmiştir kendisi.

Hükümetin çevre politikalarının bu şekilde yerlerde süründüğü ortada. Göstermelik Kyoto protokolü (zaten sözleşmenin sonuna gelirken imzalanmış) üzerine karbon salınımını durduramayan, hatta her sene artıran bir Türkiye Cumhuriyeti devleti hükumeti  bununla da kalmamış, yemyeşil doğaya sahip nehir kenarlarına HES'ler inşa ettirerek doğayı adeta kurumaya bırakmış ve doğal hayatı bozguna uğratmıştır. Öyle ki ÇED protokolleri her defasında kadrolaşmalar sonunda geçirilen hidroelektrik santralleri projeleri, suyu korumaktan öteye gidememiş, bırakılmayan su gün geçtikçe vadileri ve doğal hayatı kurutma noktasına kadar gelmiştir. Bu yaşananlar Rize'den Antalya'ya, Kastamonu'dan Artvin'e kadar birçok coğrafyada kendisini iyice göstermiştir.

Bu kadar rezillik söz konusu iken hala çıkıp da Ergene Nehri'ni kurtarmayı hayal eden, ama ironisi kendisine özgü; Ergene Nehri'ne dökülen atık suyun miktarı her geçen gün artan ve bunu önlemeye çalışmayan bir hükümetimizin olduğu da bir gerçektir. Maalesef artık Ergene Havzası'nda hiçbir tarım ürünü yetişmemekte, yetişen tarım ürünleri de yüksek dozda toksik madde barındırmakta, halkın içme suyu kaynakları da kurumaya yüz tutmaktadır. Kurumasa da suyun kirlilik değeri had safhadadır. Böylesine gelişmeler yaşarken ve benim burada anlatamadığım nice hadiseler oluyorken kimse benden çevreyi umursamamayı, hükümeti desteklemeyi beklememelidir. Hizmet gelecekse her yönüyle gelmelidir. Alt yapının üst yapıyı belirlediği kitle toplumunda maalesef alt yapının çökmesi beni de kayıtsız bıraktırmayacaktır.

Neyse, bu kadar eleştiri kimine fazla gelir. Gelelim yerel yönetimlere. Onlar da iktidardan farklı icraatları gerçekleştirmemekte. Özellikle iktidar belediyeleri ellerindeki sermayelere güvenerek yaptıkları hizmet karşılığı çevreyi yok etme yarışına girişmekte, buna da savunma olarak ise, "gelişim ve kalkınma hızını" göstermektedirler. Oysa ki kalkınma bir taraftan inşa edip öbür taraftan yıkmak demek değildir. Bugün İstanbul'da Taksim Gezi Parkı'nda ne olduysa, yarın Maltepe Sahil'de de, Büyük Çamlıca'da da, Kuzey İstanbul Ormanları'nda da aynı senaryo oynanmakta ve bu "demokrasi" adı altında çoğunluğun elindeki karar verme yetkisinin ellerinde kalmaktadır. Yerinde görülebilecek itirazlar yine "demokrasi" altında nitelendirilmezken, hiçbir mimar mühendis odasına, halka ve kamuoyuna, sivil toplum kuruluşlarına danışılmazken, belediye meclislerinde ya da bakanlık kulislerinde birilerine peşkeş çekilirken "demokrasi ve yetki" kelimeleri ortaya dökülmektedir. Hal böyle olunca da ortaya çevre protestocuları, polisler, yıllar süren hukuki mücadeleler, yürütmey durdurma-bozma gibi yerinde olmayan şeyler çıkmaktadır.

Bu kadar anlattım ya, neresinde bunun Validebağ diyecek olursanız, inanın yukarıda anlattığım şeyler size Validebağ'ın ne olduğu ve ne oldurulması istendiği hakkında detaylı bilgiler verecektir ve neyin ne olduğu, nasıl karşısında durulması gerektiği, nasıl mücadele edileceği hakkında genel düşüncenizin oluşması için yol gösterecektir. En azından iyi niyetim böyle.




Validebağ, asıl adıyla Validebağ Korusu, 19. yüzyılda yaşayan Padişah Abdülaziz'in kız kardeşi Adile Sultan adına yaptırdığı kasrın ve etrafında bulunan ağaçlık alan ve izci evinin bulunduğu yerin genel adıdır. Cumhuriyet döneminde ulu önder Mustafa Kemal Atatürk'ün emriyle dönemim Milli Eğitim Bakanı Mustafa Necati Bey tarafından yaptırılan Öğretmenler Prevantoryumu ve Hastanesi' nin de içerisinde bulunduğu yerdir. Yaklaşık 354 dönümlük (35,4 hektar) bir alan olan bu koruluk içerisinde sayısız hayvan ve kuş türü, farklı çeşitlerde binlerce ağaç bulunmaktadır. Öyle ki İstanbul Anadolu yakası yerleşim yerleri içerisindeki en büyük ikinci yeşil alan olma özelliğini günümüze kadar korumuştur. Ne müstesnadırlar ki 1998 yılında bir avuç insanın tepkisi ve hareketiyle 1. derece SİT alanı ilan edilmiştir. Oluştuğu ilk günden bugüne dek birçok emektar öğretmene misafir yeri olan ve öğretmenlerin elleriyle diktikleri birçok meyve ağaçları, bugün hala ayaktalar ilerlemiş yaşlarına ve hoyrat insanlara rağmen... Sayısız yangın gördü ama yine de yenilmedi zamana ve insana. Bugün yürüdüğünde içinize oksijeni pompalayan, şehrin o kalabalık gürültüsünü biraz olsun unutturan, etrafa baktığınızda yeşilden başka hiçbir şeye izin vermeyen bir yerdir Validebağ korusu. Yazları okulların ve izci gruplarının piknik yeri olan, kışları ise kuşlara ve sincaplara ev sahipliği yapan bu güzide yerimiz, maalesef yıllara ve insanoğluna karşı sahipsiz ve güçsüz duruma getirilmek istenmektedir. Bir oldu bittiyle 2006 yılı sonbaharında Milli Eğitim Bakanlığı, mülkiyetini Üsküdar Belediyesi'ne devretmiş, maksadını ise "ödeneğim ve gücüm yok" diyerek geçiştirmiştir. Bir sabah halk uyandığında ise koruya dozerler girmiş, kamyonların hepsi peşi sıra dizilmiş, aklı sıra halkın koşma sevdasına hizmet edermişçesine kazılar ve yeni yollar açılmış, zaten tek kalan korunun da kalan kolları ve bacaklarına dikenler batırılmaya çalışılmıştır. 1.derece SİT alanı olmasına rağmen belediyenin yarattığı zalim uygulama, mahalle halkları tarafında hoş karşılanmamış, yapılan protestolar neticesinde geri adım attırılmaya zorlanmıştır. O günden bu yana ara sıra hizmet adı altında görünen belediye işçilerinden artık bugün hiç kimse gözükmemektedir. Koruyu adeta hükümetin cami merkezi sevdasına kaptırdıkları apaçık olan bu mekan, birçok insanın mücadelesiyle ve direnişiyle hala insanoğluna oksijen vermeye devam etmekte bugün.



Ancak anlatılanların arka planında ise belediye, Adile Sultan Kasrı ve Öğretmenevi restorasyonu adı altına bugün onlarca ağaca baltayı vurmakta, birçoğunu güdük bırakarak dallanmalarını engellemekte, buralara giriş ve çıkışı kapatıp insanların ne olup bittiğini görmelerine izin vermemekte, hatta ağaçlık alana cami yapmaya çalışıp buna da "cemaat istiyor" şeklinde palavralarıyla güldürmekte ve açılan davalara, yapılan protestolara karşı aldırış etmemektedirler. Açık olan şudur, korudaki ağaç varlığını azaltıp, var olan fidanların yetişmesine katkı bulundurmayıp, ve hatta koruyu bakımsız bırakarak yangına karşı savunmasız bırakıp "koru vasfını yitirdi buralara rezidans, AVM, cami gibi şeyler yapalım" lafına getirmeye çalışmaktadırlar. Ama eksik bildikleri şu vardır. Validebağ korusu yalnız değildir, ağaçlar yalnız değildir, doğa hiç yalnız değildir. Koruyanları vardır, kollayan ve neler olup bittiğini takip eden, hesap soranlar vardır. Merak edilmesin ki koruyu koru yapmaya devam edecek çalışmalarımız da vardır. İlerleyen günlerde yayınlayacağım çalışmalar ve fotoğraflarla da bu konuda ne kadar yol katedeceğimizi siz değerli okuyucular ve doğa dostlarıyla paylaşacağım.

Sevgiler.

Validebağ Gönüllüsü